Kelam ve Akaid / Mbsts, Dhbt ve Görevde Yükselme Kitapları (Mbstskitap.Com Yayınları)

 

Bugn          
Bizi Takip Edin!   
 
 SİSTEM İSTATİSTİKLERİ
Bugün Dün Toplam
1
11
7.654

 

Kelam ve Akaid

 

KELAM/AKAİD KİTAPLARIMIZ HAKKINDA GENEL BİLGİLER.

     Kelam belki de en çok zorlanılan konulardan biridir. Kitabımızı elinize alıp baktığınızda artık bunun zor değil kolay olduğunu göreceksiniz. İzahatlarla ve sorularımızla metindeki çalışmalarımızla zoru sizin için kolaylaştırdık.

 

AKAİD ÖRNEK METİN

Dinlerin Sınıflandırılması

 

Dinlerin çeşitli şekillerde sınıflaması yapılmıştır. Bunlar;

 

a)Hak din: İlahi vahye dayanan dinlere denir. Yahudilik, Hristiyanlık, İslam. Bu dinler-den Yahudilik ve Hristiyanlığın ilk ortaya çıktığı zaman İlahi vahiyle gelmiş sonradan deği-şikliğe uğramıştır. Biz bunlara şimdiki haliyle değil ilk haliyle inanırız. Aslında hepsinin ortak adı İslam’dır.

b)Muharref din: Allah’tan geldiği şeklini koruyamamış Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinlere denir.

c)Batıl din: İlahi vahye dayanmayan inanç sistemlerine batıl din denir.

d)Milel: Klasik dinler tarihi kitaplarında Hak Din kavramının ifade edildiği terim.

e)Nihal: Klasik dinler tarihi kitaplarında Batıl Din kavramının ifade edildiği terim.

f)Ehl-i kitap: Yahudi ve Hıristiyanları anlatır.

g)Kitabı olduğu şüpheli dinler: Mecûsiler ve Maniheistler’dir.

 

     ►Dinler her ne kadar tek tanrılı ve çok tanrılı olmak üzere de sınıflandırılmış ve ilkel dinler, milli dinler ve dünya dinleri adlandırmaları yapılmışsa da, bu konuda dinleri sınıflamanın çok çeşitli yöntemleri olduğu bir gerçektir. Mesela dinler, yerel kabile dinleri, millî dinler ve evrensel dinler şeklinde de üç kısma ayrılır.

 

Mukallidin İmanı

 

a)Bir kimsenin çevresindeki ana, baba, kardeş, komşu, hoca ve değer verdiği diğer kişilere bakarak, hiçbir araştırma yapmadan inanmasına taklit, bu tür imana da taklidî iman denir. Böyle bir kişiye de mukallit adı verilir.

b)İslam dini, insana sevk ettiği inanç esaslarını araştırıp, delil, akıl, tefekkür ve düşünceye dayandırarak iman etmesine önem vermiştir. Böyle iman türüne tahkikî iman, bu imanâ sahip kişiye de muhakkik adı verilmiş ve en yüksek iman etme şeklinin bu olduğu belirtilmiştir. Kur’ân, insanın üzerinde en çok hak sahibi olan ana ve babanın dahi inançta taklit edilmesini yasaklamış, körü körüne ataları taklit etmenin yanışlığını sıkça tekrarlamıştır(el-Bakara 2/170; et-Tevbe 9/23; el-A’râf 7/70, 173).

c)Genişleyen İslam coğrafyasında herkesin Kur’an dili olan Arapça’yı bilmesi mümkün olmadığı için mukallidin imanı da kısmen kabul görmüştür.

d)Kur’ân’ın bütün taklit yollarını kapatmadığı, iyi, güzel ve doğru olanın taklidine açık kapı bıraktığını belirten bir kısım âlimler belli şartlarda taklidî imanın caiz olduğunu savunmuşlardır. Nitekim Hz. Yakup ölümünden önce çocuklarını etrafına toplayarak, kendisinden sonra kime kulluk edeceklerini sormuş ve onlar da “senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz; biz ancak O’na teslim olmuşuzdur”, demişlerdir(Bakara, 2/133). İşte bu ve benzeri ayetlerden hareketle bazı İslam âlimleri taklidî imanın geçerliliğine hükmetmişlerdir.

e)Ebû Hanîfe ve İmam Mâtüridî ve Eş’ariyye mezhebi mukallidin imanının geçerli olduğuna hükmetmiştir.

f)Aklın gereği gibi kullanımının teşvik edilmesine rağmen iman sahasında bunun gerçekleşmemiş olması geçerliliğini ortadan kaldırmayacağı için mukallidin imanı genelde caiz görülmüştür.

g)Mu’tezile mezhebi, mukallidin imanını geçerli görmez.

 

İmanda İstisna

 

     ►İman konusunda tartışmalardan biri de ben inşallah müminim” demenin caiz olup olmadığıdır. Bu hususa imanda istisna denir. Bir âyette “Kesinlikle hiçbir şey hakkında inşâAllah (Allah dilerse) demeden Bunu yarın yapacağım deme. Unuttuğun zaman da Al-lah’ı an!” (el-Kehf 18/23-24) buyurulduğu için müminin yapacağı her şeyi takdir ve tayin etmede Allah’a güvenmesi gerekir. O halde iman eden kimse de bir eylem gerçekleştirdiğine göre o da inşaallah demek durumunda mıdır? İşte bu konu tartışılarak iman konusunda böyle dav-ranmanın şüphe ve endişe anlamı taşıdığı üzerinde durulmuştur.

 

a)Matüridiler: iman lafzı dinde kesinlik ifade ettiği için istisna söz konusu olmadığını savunmuşlardır. Bu görüşe gerekçe olarak gerçek müminlerin imanlarında şüphe ve tereddüt taşımadıklarını belirten âyet(el-Hucûrât 49/15) ile müminlerin imanda kesin kararlılıklarını belir-ten “İşte onlar gerçek müminlerdir”(el-Enfâl, 8/74) ayetini ileri sürmüşlerdir

 

b)Eş’arîler, imanın hakikati ile ilgili değil ama olgunluk hali ve neticesiyle ilgili olarak imanda istisnayı mümkün görmüş, yani “ben inşallah müminim” demeyi mahzurlu saymamışlardır

 

     ►Âlimlerin bazılarına göre imanın kesinlikle şüphe ve tereddüt taşımaması gerektiği daha önce belirtildiği gibi “ben inşallah müminim” demenin doğru olmadığı belirtilmiştir.

 

İmanın Geçerliliği

 

     ►İman bir kuruma kayıt yapar gibi bir defalık olay olmayıp, sahibini âhirette ebedi kurtuluşa erdirmesi gereken bir husustur. Ancak imanın âhiret yurdunda kurtuluşa vesile olabilmesi için bazı şartlar vardır. Mümin bu hususları dikkate alarak yaşantısını sürdürdüğü takdirde hem bu dünyada hem de âhirette kazançlı çıkacaktır. İmanın geçerli olmasının şartla-rı şöyle sıralanabilir:

 

1)İman son nefeste veya ihtimallerin tükendiği ümitsizlik(ye’s) anıyla sınırlı olmamalıdır.

2)Kişide mümin niteliğinin devam etmesi için dinin esas ve hükümlerini yok sayan veya yalan ve sahteliğe kaçan bir davranış sergilememelidir. Dini hükümler hafife alınmamalı, alay konusu yapılmamalı ve üzerinde ulu orta konuşulmamalıdır. Mümin, kesin inanç esasla-rını veya farz olduğu bilinen hususlardan birini inkâr etmemelidir. Kötü bir alışkanlık olarak devam ettiği içki içmeye besmele ile başlamak veya namazın, orucun farz olduğunu inkâr etmek gibi.

3)Hz. Peygamberin getirdiği dini hükümlerin tamamını hiç yüksünmeden bir bütünlük içinde kabul etmelidir. İslam’ın inanç ve ibadetleri arasında bir ayırım yapmadığı gibi ahlâk ve muamelat hükümleri arasında da bir ayırım yapmamalıdır. Dinî gerekleri yerine getirirken büyüklük göstermemeli, gururla dini esaslardan birini veya birkaçını inkâr sayılabilecek bir inanç veya davranış içinde olmamalıdır. İlahî emir ve hikmet gereği gönderilen dinî esasların hepsini severek ve isteyerek yerine getirmelidir.

4)Mümin olan kimse alçakgönüllü olmalı, Allah’ın azabı bana isabet etmez, diye düşünmemelidir.

5)Allah tarafından hiç kimsenin yaptığı zayi edilmeden münasip karşılık verileceğinin idraki içinde davranmalı, azabından emin olmamalıdır.(Korku ve ümit arasında olmak: (Havf ve Reca)

6)Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelidir. Benim kurtuluş ümidim kalmadı gibi düşüncele-re kapılmamalı ve Allah’ın kullarına merhametinin çok olduğunu unutmamalıdır. Ayetlerde kulun durumu ne kadar ümitsiz olursa olsun Allah’ın onu af edebileceğini hatırlanmalıdır. Nitekim bir âyette “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullar! Allah’ın rahmetin-den ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir”(ez- Zümer 39/53) denilmektedir.

 

İnancın Oluşumu

 

     ►İnancın oluşumu, yani bir kişinin mümin niteliğini kazanması tevhîd ve şahadet keli-melerini içtenlikle kabullenip bunu başkalarına ifade etmesiyle gerçekleşir. Kişinin bu ilk adımdan sonra basamak basamak dinin hükümlerinde bağlılığını arttırması esas alınmıştır. İmanın artmasının Hz. Peygamber dönemine ait bir konu olduğu ve nicelik olarak artma ve eksilmeden söz edilmezken, nitelik açısından bunun imkânı meselesi tartışılmıştır.

 

Yaşadığımız Toplumda İman Gerçeği

 

     ►Yaşadığımız toplum bir ölçü alınacak olursa, onun içinde hem mukallit hem de muhakkik Müslüman vardır. İmanın araştırmaya dayalı olması, bilgi ve aklın yardımını alması arzu edilen ve rağbet ettirilen bir husus olmakla birlikte herkesin aklını ve araştırma kabiliyetini bu yönde kullanmadığı görülür. İnsanların çok çeşitli meslek ve yönelişlerinin olması onları din konusunda arzu edildiği seviyede araştırma yapmaya elverişli kılmamaktadır. Bu sebeple mevcut mümin seviyesini iman eyleminde bilinçlendirmek gerekmektedir. Bilinçsiz müminler ifadesi Kur’ân’ın mümin nitelemesine uymamaktadır. Kişileri bilinç seviyesi düşük diye iman dairesinin dışına itmek hem haksızlık hem de insafsızlık olur.

 

ÖRNEK SORU-1

 

Mecûsilik ve Maniheist dinlerini ifade etmek için hangi ad kullanılmaktadır?

A)İlkel Din                              B)Kabile dini

C)Ehl-i Kitap                           D)Şüpheli Din

E)Yıldızlara tapan

 

ÖRNEK SORU-2

 

Kalbi iman ile dolu olan kişilerin bir zorlama anında bunu inkâr etmeleri onların imanlarına zarar vermezken, hiç gereği yokken ikiyüzlü-lükten iman ettiğini söyleyip bir başka yerde bu halini inkâr edenler mümin sayılmamaktadır.

Buna göre ikrah halinde inkâr eden için hangisi doğrudur?

A)Yapmaması gerekirdi

B)İnancı uğruna ölmesi gerekirdi

C)Dinden çıkmıştır.

D)Mümindir.

E)Mürted’dir.

 

ÖRNEK SORU-3

 

Aşağıdaki âlimlerden hangisi imanı kalbin tasdiki olarak görmez?

A)İmam Mâtüridî                    B)İmam Eş’arî

C)İmam Mâlik                        D)Bakıllanî

E)Ebu’l-Muînen-Nesefî

 

KELAM ÖRNEK METİN

 

KELAMI DOĞURAN ETKENLER

 

İlk İhtilaflar

 

     ►Kelâm ilminin bir disiplin, birilim dalı olarak ortaya çıkışını hazırlayan sebepler de pek tabii olarak İslâm toplumunun içinden kaynaklanan dâhilî sebeplerdir.

 

1)Kırtas Hâdisesi

 

a)Arapça bir isim olarak “kırtas” kâğıt demektir. Onun için kâğıt, kalem gibiyazı malzemelerini satan yere kırtasiye denir.

b)İbn Abbâs’tan rivayet edilen bir hadîse göre; Hz. Peygamber’in, vefatıyla neticelenen son hastalığında, rahatsızlığının şiddetli olduğu bir anda yanında bulunan ashabına; “Bana bir kâğıt ve kalem getirin, size bir yazı yazdırayım ki benden sonra sapıklığa düşmeyesiniz” (Bk. Buhârî, “Mardâ-Tıb”, 17), buyurmuştur. Onu rahatsız etmemek için kâğıt, kalem getirilmemiş ve neticede herhangi bir şey yazılmamıştır. Hz. Peygamber de bu arzusunu yenilememiş ve konu kapanmıştır.

 

     DİKKAT: Kırtas hâdisesiyle ilgili rivayetler, daha sonraları Şîa ile Ehl-i sünnet arasında ihtilaf konusu olmuş ve Şiîler; eğer kâğıt, kalem getirilseydi Hz. Peygamber Hz. Ali’yi kendisinden sonra halife tayin edecekti, demişlerdir. Kırtas hâdisesi, daha sonraları ortaya çıkacak olan ve temel nazariyesi hilafet meselesi üzerine oturan Şîa ekolünün önemli dayanak noktalarından birisini oluşturur.

 

2)Hilâfet Meselesi

 

     ►Hilafet meselesi ve halife seçimiyle ilgili olarak İslâm düşüncesinde ortayaçıkan temel görüşleri kısaca şöyle özetlemek mümkündür:

a)Ehl-i sünnet’e göre, İstişare yolu ile seçilmeli,

b)Şîa’ya göre halife nasla belirlenir. Hz. Peygamber Hz. Ali’yi kendisinden sonra yerine halife olarak tayin etmiştir.

c)Haricîlerin bu konu hakkındaki görüşleri Ehl-i sünnet ile aynıdır seçim yoluyla olmalıdır.

 

     DİKKAT: Kur’ân’da ve Hz. Peygamberin hadîslerinde halifenin Hz. Peygamber’den sonra kim olacağı şöyle dursun, onun nasıl belirleneceğine dair açık bir beyan bile bulunmamaktadır.

 

3)Siyâsî Anlaşmazlıklar ve İç Savaşlar

a)Hz. Osman’ın şehid edilmesi

b)Cemel ve Sıffin savaşları.

 

    DİKKAT: İslâm tarihinde Müslüman toplumun bizzat içerisinde meydana gelen bu üç olayın her birisi tamamen siyâsîdir. Yani Kelami bir konudan dolayı yaşanmamıştır. Kelami problemler ve sorular bu olayların ardından meydana gelmiştir.

 

     ►Hz. Osman’ın şehadeti, Cemel ve Sıffîn olayları sonucunda ortaya çıkan kelâmî problemleri başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:

 

I. Büyük günah işleyen kişi (mürtekib-i kebîre)nin dindeki durumu:

 

DİKKAT: Sıffîn savaşı sonucunda, bu soruya ve bununla ilgili diğer sorulara kendilerince cevap arayan Hâricîler denilen müstakil bir fırka doğmuştur.

Anılan sorular etrafında ortaya çıkan görüşleri kısaca şöyle ifade ve tasnif etmek mümkündür:

a)Hâricîlere göre büyük günah işleyen dinden çıkar ve kâfir olur. Ölünce ebedî olarak Cehennem’de kalır. Azabı kâfirlerinkinden farklı olmaz.

b)Mu‘tezile’ye göre büyük günah işleyen dinden çıkar ise de kâfir olmaz, iman ile küfür arasında kalır. Ne mümin ne kafir sayılır. Ölünceye kadar tevbe etmesi beklenir. Tevbe etme-den ölürse ebedî olarak Cehennem’de kalır, fakat azabı inkârcılarınkinden hafif olur.

c)Mürcie’ye göre konu hakkında hüküm vermemek ve sorunu ahirete ertelemek uygundur.

d)Ehl-i sünnet’e göre günahlar helal sayılarak işlenmediği müddetçe kişiyi dinden çıkarmaz. Fakat günahlar imana zarar verir ve sahibi ahrette cezalandırılır.

 

II. İmanın tanımı, mahiyeti, iman-amel ilişkisi meselesi:

 

     ►Bu konu doğrudan yukarıdaki hususla ilgilidir.(Büyük günah işleme meselesiyle alakalıdır) İmanın mahiyeti nedir? İman sadece sözlü bir kabul beyanı mıdır, yoksa amelle doğrudan alakalı mıdır? Mümin olduğu halde amel alanını ihmal eden, yapmayan kişinin durumu nedir? İman-küfür ilişkisi nasıldır? İmanın sınırı nerede biter, küfür nerede başlar? Sonra günah nedir, onun tanımı nasıldır? Gibi soruların oluşturduğu bir konudur.

 

4)Kader ve İrâde Hürriyeti Sorunu

 

     ►Cemel ve Sıffin savaşlarının neticesinde insanların kafaların kader ve irade hürrüyeti ile ilgili çeşitli sorular ortaya çıkmış buda çeşitli mezheplerin doğmasına sebep olmuştur.

a)Bunlardan birisi Cebriyye’dir. Bilindiği üzere Cebriyye, insanın bir gücünün olmadığını fiillerini yapmaya mecbur olduğunu iddia etmiştir. Kaderimde ne varsa onu yaşıyorum demektir. Yani insan bir robottur nasıl programlanmışsa öyle hareket eder. Kendisinin bir dahli yoktur fiillerde. Burada şuda önemli bilgidirki; Cebriyyeyi Cehm b.Safvan kurmuştur. Cebriyyenin bu fikrine karşı olarak Mutezile, Maturidi ve Eş’ariyye bu görüşe karşı çıkmıştır.

b)Cebriyyenin tam karşılığı zıddı olarak daha sonra kaderiyye ortaya çıkacak ve cebriyenin tam zıddına sorumluluk doğuran fiillerin tamamen insana ait olduğunu, dolayısıyla Allahın bu konuda bir etkisinin olmadığını söyleyecektir.

 

     ►Bu dönemde meydana gelen olaylar siyâsî, fakat önemli sonuçlarından birisi de itikâdîdir.(Kelam ilminin konuları)

 

5)Kur’ân ve Sünnet Metinlerinin Yorumu

 

     ►Müteşabih ayetlerin yorumlanması konusundaki ihtilaflar Kelam ilmini doğuran ne-denlerden birisidir. Selef âlimleri müteşâbih nasları tevil etmeksizin anlamaya çalışmışken, Mu‘tezile ve Ehl-i sünnet kelâm ekolleri büyük bir çoğunlukla bu nasları tevîl etmişlerdir.

 

6)Müslümanlar’ın Diğer Din ve Medeniyetlerle Karşılaşması

 

     ►İslâm’ın farklı din, kültür ve medeniyetlerle karşılaşması sonucunda tevhid, teslis, teşbîh, tecsîm, kader, cebir ve ihtiyar, Kur’ân’ın hakikati, Tevrat ve İncil’in tahrifi, Nübüvvet, Mesih, Mehdi ve daha birçok itikadî konu Müslümanlarla diğer inanç sahipleri arasında tartışılmıştır.

 

7)Tercüme Hareketleri

 

     ►Yunan Felsefi eserleri tercüme ettirilmiş, Halife Me’mun zamanında sistemetik olarak tercüme faaliyetleri yapılmıştır.

 

8)İnsanın Düşünen Varlık Olması Gerçeği

 

     ►İslâm düşüncesinde meydana gelen ihtilaflar ve kelâmî tartışmaların ortaya çıkışını hazırlayan sebeplerin en başında ve temelinde insan gerçeği yatmaktadır.

 

USÛLÜ’D-DÎNDE İHTİLAFIN HÜKMÜ

a)İdeolojik olan ve dolayısıyla İslâm toplumunu parçalama istidadı gösteren fikir ayrılıkları caiz görülmemiştir.

b)Toplumsal bünyeyi sarsacak ihtilaflar yasaklanmıştır.

c)Dinin temel prensip ve hükümlerinin mevcudiyetinde ihtilaf etmek, yani Hz. Peygamber’e Allah tarafından vahyedildiği kesinlikle sabit olmuş olan şeylerden birini veya birkaçını inkâr etmek câiz değildir.

d)Bu manâda Kur’ân’ın iki kapağı arasında bulunan muhtevanın tamamının vahiy eseri olduğuna inanmak bir iman ilkesidir.

e)İslâm hukukçuları ile kelâmcıların büyük çoğunluğu, dine ait olduğu zarûrî olarak bilinen şeylerin dışında, itikadî ihtilaflar yüzünden insanların ve fırkaların tekfir olunamayacağı hususunda ittifak etmişlerdir.

 

     DİKKAT: İhtilaf konusu haline getirilmesi yasak olan şey, dinden olduğu kesinlikle bilinen bir hususun mevcudiyetinde ihtilafa düşmek, onu inkâr etmektir. Onun mevcudiyeti kabul edildikten sonra, mahiyet ve keyfiyeti üzerinde, yani anlaşılması ve yorumlanması hususunda delillere dayanarak birbirinden farklı görüşler ortaya koymak, değişik sonuçlara ulaşmak yasaklanmış değildir. Yani bir kişi ben Allahı inkar ediyorum dese tekfir edilir, ancak ben Allahın Kelam sıfatının zatından mı yoksa zatından değil mi olduğu konusunda ihtilaf ediyorum dese tekfir edilmez.

 

ÖRNEK SORU-1

 

I- Müteşabihatın direk olarak anlaşılamaması

II- Siyasi nedenler

III-Tercüme faaliyetleri

7-Kelam ilminin ortaya çıkmasının sebep-lerinden biriside ilk ihtilaflar dönemidir. Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri Kelamın ortaya çıkmasına vesilen olan dahili sebeplerden değildir?

A)I                                                       B)II

C)I ve II                                               E)I, II ve III

E)III

 

ÖRNEK SORU-2

 

Mu‘tezile ekolü, yabancı tesirlere karşı İslâm inancını savunmak amacıylaönemli işler gördü. Mu‘tezile, bu önemli sorumlu-luğu yerine getirirken mezhebinin beş ana usûlünden hangisini kendisine rehber edinmiştir?

A)Tevhid                                               B)Va’d El Va’d

C)El menzile beynel menzileteyn    D)Emri bil ma’ruf nehyi anil münker

E)Adalet

 

ÖRNEK SORU-3

 

Aşağıdakilerden hangisi Müslümanla-rın yeni fethedilen yerlerde karşılaştıkları inanç gruplarından olamaz?

A)Mecusiler                                        B)Mooncular

C)Hristiyanlar                                     D)Manihaistler

E)Mazdekiyye

 

Ayrıntılı bilgi için : BURAYA TIKLAYIN

 

NOT

KİTAPLARIMIZ HAKKINDA DAHA AYRINTILI BİLGİLERİ YAZARLARIMIZA SORABİLİRSİNİZ.

 

Hasan TEKİN.0.535.820.33.32                     Sabri BENLİ.0.531.471.17.1

 

Ad Soyad

Mesajınız


Telefon
E - Posta Adresiniz