Fıkıh, Fıkıf Usulü ve İlmihal / Mbsts, Dhbt ve Görevde Yükselme Kitapları (Mbstskitap.Com Yayınları)

 

Bugn          
Bizi Takip Edin!   
 
 SİSTEM İSTATİSTİKLERİ
Bugün Dün Toplam
1
11
7.654

 

Fıkıh, Fıkıf Usulü ve İlmihal

FIKIH/İSLAM HUKUKU KİTABIMIZ HAKKINDA GENEL BİLGİLER.

 

     ►Fıkhı gerek Diyanet İlmihali gerek Önlisans İslam İbadet Esasları kitaplarının konularına bakılarak eksiksiz olarak hazırladık. Bizim hazırladığımız FIKIH / İBADET ESASLARI/ İSLAM HUKUKU kitaplarımız her bakımdan (Konu akışı, dizaynı, bilgileri, sağlam kaynak açısından) piyasada mevcut her kitaptan her bakımdan üstündür.

 

     Örneğin; Diyanet’in iki ciltlik ilmihalinin birinci cildinde bulunan ibadet konularından, yolculuk, gusül, teyemmüm gibi daha birçok konu oralarda eksik alınmasına binaen tarafımızca tamamlanmış, dört mezhebe göre hükümleri ayrılmış(B) maddesinde anlatıldığı üzere önünüze bir sofra misali tepside sunulmuştur. Kaynaklık, bilgi, dizayn, hükümler her konuda elinizden düşüremeyeceğiniz bir kitaptır. İrtifak hakları, Şirket hakları, İslam Hukuku / Ceza Hukuku sınav için gerekli bütün kaynaklar bu kitaplarda mevcuttur.

FIKIH/İSLAM HUKUKU KİTABIMIZ HAKKINDA GENEL BİLGİLER.

 

     ►Fıkhı gerek Diyanet İlmihali gerek Önlisans İslam İbadet Esasları kitaplarının konularına bakılarak eksiksiz olarak hazırladık. Bizim hazırladığımız FIKIH / İBADET ESASLARI/ İSLAM HUKUKU kitaplarımız her bakımdan (Konu akışı, dizaynı, bilgileri, sağlam kaynak açısından) piyasada mevcut her kitaptan her bakımdan üstündür.

 

     Örneğin; Diyanet’in iki ciltlik ilmihalinin birinci cildinde bulunan ibadet konularından, yolculuk, gusül, teyemmüm gibi daha birçok konu oralarda eksik alınmasına binaen tarafımızca tamamlanmış, dört mezhebe göre hükümleri ayrılmış(B) maddesinde anlatıldığı üzere önünüze bir sofra misali tepside sunulmuştur. Kaynaklık, bilgi, dizayn, hükümler her konuda elinizden düşüremeyeceğiniz bir kitaptır. İrtifak hakları, Şirket hakları, İslam Hukuku / Ceza Hukuku sınav için gerekli bütün kaynaklar bu kitaplarda mevcuttur.

 

FIKIH ÖRNEK METİN

 

NAMAZIN FARZLARI

 

     ►Namazın 12 farzı vardır. Namazın farzları, namazın dışındaki farzlar ve namazın içindeki farzlar olarak iki gruba ayrılır. Namazın dışındaki farzlar, namazdan önce ve namaza hazırlık mahiyetinde olduğu için “namazın şartları” (şurûtü's-salât) olarak adlandırılır. Namazın içindeki farzlar ise, namazın varlığı ve tasavvuru kendisine bağlı olduğu, yani bu farzlar namazın mahiyetini oluşturduğu için “namazın rükünleri” (erkânü's-salât) adını alır. Bunlar namazı oluşturan unsurlardır. Namazın farzlarından herhangi birinin eksikliği durumunda namaz sahih olmaz. Buna göre;

 

a)Namazın Şartları;

1. Hadesten tahâret

2. Necâsetten tahâret

3. Setr-i avret

4. İstikbâl-i kıble

5. Vakit

6. Niyet

 

b)Namazın Rükünleri;

1. İftitah tekbiri

2. Kıyam

3. Kıraat

4. Rükû

5. Secde

6. Ka‘de-i ahîre şeklinde sıralanır.

 

Bu sayılan şart ve rükünlerde fakihler görüş birliğindedir. Bu ittifak edilenlerin dışında;

 

1.Tadil-i Erkan: Ebu Yusuf’a ve Şafii-Maliki-Hanbeli’ye göre rukun(farz)dır.

2.Huruc bi Sun’ihi(Kişinin kendi isteği ve fiili ile namazdan çıkması): Ebû Hanîfe'ye göre bir rükündür(farz).

3.Farzlar arasında sıraya riayet etmek(tertip): Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre namazın rükünlerindendir(farz).

4.Farzlar arasında boşluk bırakmamak(muvalat) Hanbeli-Maliki’ye göre namazın farzlarındandır.

 

     NOT: Yukarıdaki on iki maddede ittifak olduğunu söylemiştik. Aşağıda verilenler ittifak edilenlerin dışında mezheplere göre farklılıkları ifade etmektedir. Yukarıdaki 12 madde mezheplerin bütün âlimleri tarafından ittifak halinde olduğu için o konularda ihtilaf olmamıştır. Diğer taraftan mezheplerin kendi içinde farklı fikirler vermesine gelince mezhebin ağırlıklı görüşünün esas alınması burada ilke olmaktadır. Tadil-i erkan’da olduğu gibi Hanefiler’de Ebu Yusuf farz derken tarafeyn, vacip demektedir. O zaman bu konuda hangisini esas alacağız derseniz örneğin, Hanefi mezhebi içindeki ihtilaflarda İmam Mu-hammed tarafından mezhebin kuruluş yıllarında ortaya konan ve kabul edilen ‘’Zahiru’r-rivaye’’ (Hanefî mezhebi tarihinde Şeybânî’nin yazdığı el-Aśl, el-Câmi’u’ś-śaġīr, el-Câmi’u’l-kebîr, es-Siyerü’l-kebîr ve ez-Ziyâdât adlı eserler rivayet açısından kuvvetli bulunduğu için Zâhirü’r-rivâye, muhtevası Hanefî fıkhının temelini teşkil ettiği için “mesâilü’l-usûl/el-usûl” olarak adlandırılmıştır.) esas alınmaktadır. Burada anlamamız gereken asıl mesele ise ister farz olsun ister vacip olsun Tadil-i erkan’a riayet edilmesidir. Zaten sınav açısından bu şekilde bir soru gelecek olsa Tadil-i erkan’ın Hanefi mezhebine göre hükmü nedir? şeklinde bir soru sorulamaz. Çünkü bu konuda ittifak yoktur. Burada Hanefi mezhe-binde hangi alim Tadil-i Erkan’ı farz olarak kabul eder veya hangilerine göre vaciptir? şeklinde bir soru sorulabilir. Diğer mezheplere göre farzlarda abdest, gusül, teyemmümde olduğu gibi her konuda farklı görüşler vardır. Burada en fazla taraftarı olan mezhep ülkemizde Hanefi’ler olduğu için ağırlıklı olarak bu mezhebin görüşleri önpılana çıkarıldığından, sadece diğer mezheplerin farklılıkları kısaca verilmektedir. Her mezhebe göre tam ve kesin bilgiye ulaşmak için yukarıdaki ittifak edilen maddelere diğer mezheplerin görüşleri de eklenerek herkes kendi mezhebine göre olan hükümleri tam olarak öğrenebilir. Biz bu çalışmamızda bu metodu takip ederek bütün mezheplerin farklarını ve ittifaklarını mezheplere göre ayırarak bu çalışmayı yapıyoruz. Kısaca ihtilafları ayırıp kesin ve net bilgileri sizler için bir araya getiriyoruz. Zaten her konuda olduğu gibi aslolan kesinliktir.

 

Hanefiler’e göre namazın farzları;

 

a) Namazın Şartları;

1. Hadesten tahâret

2. Necâsetten tahâret

3. Setr-i avret

4. İstikbâl-i kıble

5. Vakit

6. Niyet

 

b) Namazın Rükünleri;

1. İftitah tekbiri

2. Kıyam

3. Kıraat(Fatiha vacip, ilk iki rekatta, son iki rekatta sünnet), Zammı süre farzların ilk iki rekatında ve vaciplerin ve nafilelerin her rekatında vaciptir.

4. Rükû

5. Secde

6. Ka‘de-i ahîre şeklinde sıralanır. Son oturuştaki süre Hanefîler'e göre "teşehhüt" miktarıdır. Teşehhüt miktarı ise, "Tahiyyât" duasını okuyacak kadar bir süredir.

 

İhtilaf Olan Hususlar:

 

a)Tadil-i Erkan:

     ►Ta‘dîl-i erkân(tuma'nîne, kavme ve celse ), Ebû Yûsuf'a göre Farzdır. Tarafeyn’e göre ise vâciptir. Tuma'nîne: rükûdan doğrulduktan sonra bir süre ayakta beklemenin (kavme) ve iki secde arasında bir süre (“sübhanellâhi'l-azîm” diyecek kadar) oturarak bekle-menin(celse) sünnet olduğu kaydedilmekle beraber kuvvetli görüşe göre bunlar ta‘dîl-i erkânın birer boyutu olmak bakımından vâciptir.

 

b) Huruc bi-sun’ih (Namazdan kendi fili ile çıkmak):

Bu mezhebin alimlerinden;

     ►Ebu Hanife’ye göre: Kişinin namazın sonunda kendi istek ve iradesiyle çıkması rukun(farzdır). Bu şekilde namazdan çıkmayan kişinin namazı tamam değildir. Böyle yap-mazsa hemen abdest alıp namazdan kendi fiil ve iradesiyle çıkması gerekir. Aksi halde yeni-den namazı kılmalıdır.

 

     ►İmameyn’e göre: Ebu Hanife’nin bu konudaki görüşünün tam tersi olarak; bir kişi namazın son otuşunda tahıyyat miktarı yani ettehiyyetü okuyacak kadar durdu ise, kendi isteği ve fiili dışında da namazdan çıkmamış olsa bile namazı tamamdır, bir eksiklik yoktur. Bu iki görüşe örnek olarak bir kimse ka‘de-i ahîrede teşehhüt miktarı oturduktan sonra bir kişi kendi fiili olarak verilen selamı alşa, hapşırana çok yaşa dese üç imama göre de namazları tamdır. Fakat teşehhüt miktarı oturduktan sonra, kendi isteği dışında bir sebeple namazı bozulsa(Mesela; bir kişi namaz kılana selam versede namaz kılan kişi kendi isteğiyle o selamı almasa, selamı veren kişide benim selamımı niçin almadın, derhal selamı al dese kendi isteği dışında dışarıdan yönlendirme dolayısıyla bu emri yerine getirerek selamı alsa, ) namazı Ebu Hanife’ye göre bozulur, İmameyne göre bozulmaz.

 

     ►Yine son oturuşta, teşeh-hüt miktarı oturduktan sonra henüz kendi istek ve iradesiyle namazdan çıkmadan namaz vakti çıksa, bu kişinin namazı iki imama göre tamamdır. Ebû Hanîfe'ye göre ise fâsiddir. 68 Huruc bi -Su’nihi konusunda ihtilaf vardır. Bu durumda olanlar bu üç imamdan istediği-nin görüşüne intisab edebilirler. Şafiler’e göre namazın farzları;

 

a) Namazın Şartları;

1. Hadesten tahâret

2. Necâsetten tahâret

3. Setr-i avret

4. İstikbâl-i kıble

5. Vakit

6. Niyet

 

b) Namazın Rükünleri;

1. İftitah tekbiri,

2. Kıyam,

3. Kıraat(Fatiha süresini okumak farz, her rekâtta) zammı süre okunması sünnet, ilk iki rekâtta)

4.Fatihadan önce besmele çekmek Şafii’ye göre farzdır. Çünkü Şafii besmeleyi Fatiha’dan bir ayet saymaktadır.

5. Rükû

6. Secde

7. Ka‘de-i ahire, Farz olan oturuş süresi teşehhüt(tahıyyat duası) miktarına ilâveten bir de Hz. Peygamber'e salavat getirilebilecek (“Allahümme salli alâ Muhammed” diyecek) kadardır.

8.Tadil-i erkan(tuma'nîne, kavme ve celse)

9.Tertip (farzlar arasındaki sıraya riayet)şeklinde sıralanır.

10.Kıraat farz namazın üç ve dördüncü rek‘atında da rükündür.(Fatiha okumak),

11. Huruc bi-sun’ih(Namazdan kendi fiili ile yani selamla çıkmak)(Namazdan sağ tarafa yani birinci selamı vererek çıkmak bu mezhebe göre farzdır.)

 

     NOT: Şâfiî mezhebine göre rükûa giderken ve rükûdan kalkarken elleri kaldırmak sünnettir. Bazen camilerimizde bu şekilde namaz kılan kardeşlerimizi görmekteyiz. Hanefi mezhebinde böyle bir uygulama olmadığı için bilmeyenler acaba bu adamlar nasıl namaz kılıyor! böyle diye söylendiklerine şahit oluyoruz. İşte Şafi-Hanbeli mezheplerine göre bu hareket sünnet olarak kabul edilmiştir. Nitekim Hz. Peygamber’den bu şekilde bir uygulama gelmiş ki sünnet bu uygulama kabul edilmiştir. Dolayısıyla mezhepler arasında delil bakı-mından farklı uygulamalar söz konusu olabilmektedir. Zaten esas olan herkesin kendi mezhe-bi sınırlarında hareket etmesidir. Bizim mezhebimizde olmayan bir uygulama başka mezhep-lerde olabilir. Bu sebeple bilmediğimiz vakıf olmadığımız konularda başkasına karşı tavır almamalıyız. Doğrunun sadece benim doğrum olduğu anlayışını benimsememeliyiz. Farklı-lıkları rahmet olarak görüp ortak noktalarımızı ön pılana çıkarmalıyız. Kitabımızın ilerleyen kısımlarında ayrıntılı olarak farklara işaret edeceğiz.

 

ÖRNEK SORU-1

Bir kişi ben, namaza hazırlık babında Hadesten tahâret, Necâsetten tahâret, Setr-i avret, İstikbâl-i kıble, Vakit ve Niyet gibi namazın farzlarını yerine getirdim diyorsa; namazın hangi kısımdaki farzlarını yerine getirmiş olmaktadır?

A)Rukun                                 B)Şart

C)Vacip                                  D)Azimet

E)Erkanu’s-salat

 

ÖRNEK SORU-2

Li-aynihi vacip bizzat kişinin yapması gere-ken vacip fiillere denir.

Aşağıdakilerden hangisinin Hanefiye göre kişiye vacip olan fillerden olduğu söylenemez?

A)Vitir namazı

B)Bayram namazları

C)Tilavet secdesi

D)Hacda iki rekat tavaf namazı kılmak

E)Husuf namazı

 

ÖRNEK SORU-3

Bir kişi ben namazda Fatiha’dan önce besmele çekerim, Fatiha süresini okurum, tadil-i erkana riayet ederim, farzlar arasındaki sıra-yada riayet ederim, namazın sonunda en azından sağ tarafıma selam vererek namaz-dan çıkarım, çünkü bunlar benim mezhebime göre farzdır diyorsa;

Bu kişinin aşağıdaki mezheplerden hangisine ait farzları yaptığı söylenebilir?

A)Şafii                                    B)Maliki

C)Hanbeli                               D)Caferi

E)Hanefi

 

ÖRNEK SORU-4

Bir kişi ben cemeatle namaz kılmaya gidemiyorum çünkü bazı mazaretlerim var diyorsa, aşağıda verilen sebeplerden hangisini cemeate gitmemeye mazaret olarak gösteremez?

A)Hastalık

B)Korku

C) Bedenî ârızalar

D) Abdestin sıkışık durumda olması

E)Caminin evine çok uzak olması

 

ÖRNEK SORU-5

Aşağıdaki vakit namazlarından hangilerinde tek başına namaz kılan kişi kılmakta olduğu farzın ikinci veya üçüncü rekattaki secdesini yapmış ise farz namazı bırakarak farz kılan imama uyamaz?

     ►I. Öğle         ►II. Yatsı          ►III. Akşam           ►IV. Sabah           ►V. İkindi

A)I ve II                                  B)IV ve V  

C)II ve V                                 D)III IV ve V  

E)II ve III

 

İSLAM HUKUKU ÖRNEK METİN.

 

SUÇLAR VE CEZALARI

 

Had Suçları ve Cezaları

     ►İslam ceza hukukunda had terimi hem suçları hem de onlara öngörülen cezaları be-lirtmekte kullanılmaktadır. Had suçları ve cezaları tabiri dar anlamında zina, zina iftirası (kazf), içki içme (şürb-sükr), hırsızlık (sirkat), yol kesme (hırâbe/kat’-i tarîk), isyan (bağy) ve dinden dönme (irtidâd) suç ve cezalarını ifade etmektedir. Doktrinde içki içme, dinden dönme ve isyan suçlarından birini, ikisini ya da her üçünü de had suçları kapsamında say-mayan görüşler bulunmaktadır. Tartışma söz konusu suçların ve cezalarının Kitâb ve Sün-net’te düzenlenmemesinden değil, onların had olarak nitelenip nitelenmeyeceğinden kaynak-lanmaktadır. Biz had suçlarını cezalarıyla birlikte doktrindeki en geniş kapsamlı görüşe göre ele alıp tek tek kısaca inceleyeceğiz.

 

Zina Suçu ve Cezası

 

     ►İslam ceza hukukunda zina suçu, aralarında nikah akdi bulunmayan kimselerin cinsel ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Fâsit ya da bâtıl bir nikah akdinin de sahih bir akit gibi, zina suçunun oluşumunu engelleyeceği kabul edilmiştir. Zina suçunun oluşması için taraflardan her ikisinin ya da birinin evli olması şart değildir. İslam ceza hukukunda bekâr kişilerin cinsel ilişkileri de Batılı hukuk düzenlerinden farklı olarak, zina suçu sayılmaktadır.

 

1-Ebû Hanîfe yalnızca bir kadın ve erkek arasında olan cinsel ilişki türünü zina suçu olarak tanımladığı halde, çoğunluk erkekle erkek, kadınla kadın arasında olanlar da dâhil, meşru ilişki dışındaki her tür cinsel ilişkiyi zina suçu olarak kabul etmektedir. Ayrıca İslam ceza hukukunda evli kimsenin işlediği zina suçuyla, bekâr bir kimsenin işlediği zina suçu ceza-landırma bakımından ayrılmıştır. Evli kimse tabiri, suçu işlediği sırada fiilen evli olan kim-se değil, sahih bir nikah akdi ile evlenmiş ve evliliğinde cinsel ilişki gerçekleşmiş kimse anlamındadır.

2-Zina suçu, suçu işleyen kimsenin ikrarı ya da dört şahitle kanıtlanabilmektedir. İkrar, itiraf demektir. Bir kısım hukukçulara göre, suçun sâbit olabilmesi için ikrarın bir defa yapılması yeterli değildir. Suç en az dört defa ikrar edilmelidir. Suçun şahitle kanıtlanmasına gelince, şahitlerin sayısının en az dört olması ve her birinin zina fiilini ayrıntılı biçimde görmüş olması gerekmektedir.

3-Evli kimselerin işledikleri zina suçunun cezası recm, yani taşlanarak öldürülmedir.

4-Bekâr kimselerin zina suçunu işlemeleri halinde ise onlara yüz celde (sopa) vurulur(Nûr 24/2).

5-Hanefîler dışındaki çoğunluğa göre zina suçunu işleyen bekâr kimseye ayrıca bir yıl sürgün cezası verilir. Hanefîler bir yıllık sürgün cezasının zina haddi kapsamında olmadığını, ta’zîr niteliğinde olduğunu kabul ederler. Ayrıca Hanefî ve Mâlikîlere göre sürgün ceza-sı, suçlunun hapsedilmesi suretiyle uygulanır. Şu kadar ki, Hanefîler suçlunun yaşadığı yer-de, mâlîkîler ise başka bir yerde hapsedilmesi gerektiği kanaatindedirler. Diğer hukukçular ise sürgün cezasını, kişinin yaşadığı yerden başka bir yere gönderilmesi ve orada ikâmete zorunlu tutulması olarak tanımlamaktadırlar.

 

Zina İftirası (Kazf) Suçu ve Cezası

 

     ►Zina iftirası(kazf), bir kişiye zina ettiği ithamında bulunmak ya da kişinin nesebini inkâr etmek anlamındadır. Zina iftirası suçunun oluşması için ona özgü üç unsurun bulunma-sı gerekmektedir.

 

-Birincisi zina ithamı yapmak ve nesebi inkâr etmektir. Çoğunluk, suçun oluşabilmesi için söz konusu ithamın açık (sarîh) bir şekilde yapılması gerektiği kanaatindedir. Mâlikî hukukçular ise kapalı şekilde (ta’rîz yoluyla) yapılan ithamla da zina iftirası suçunun teşekkül edeceğini kabul etmektedirler. Ayrıca bir kişinin eşcinsel olduğu ithamında bulunmak da eşcinselliği zina suçu kapsamında gören hukukçulara göre zina iftirası suçunu oluşturur.

-İkinci unsur, zina iftirasına uğrayan mağdurun muhsan olmasıdır. Bir kimsenin muhsan olması, tam ehliyetli, Müslüman, hür ve iffetli olması anlamındadır. Zina iftirası suçunun üçüncü unsuru ise suç kastının bulunmasıdır. Suç kastı için, zina iftirasında bulunan kimse-nin yaptığı ithamın doğru olmadığını biliyor olması yeterlidir. Onun da ölçüsü, iddiasını kanıtlayamamasıdır. Zina iftirası suçu, had suçlarından olmakla birlikte, kul hakkını ihlâl niteliği de taşıdığı için kovuşturulmasının şikâyete bağlı olduğu ittifakla kabul edilmiştir. Bununla birlikte, Hanefî ve Mâlikî hukukçular Allah hakkının ihlâlini daha ağır gördüklerinden suçun sâbit olmasından sonra mağdurun suçluyu affetme hakkının bulunmadığını savunmuşlardır. Şâfiî ve Hanbelî hukukçulara göre ise, zina iftirası suçunda kul hakkının ihlâli daha ağırdır. Bu itibarla onlar, had cezası uygulanıncaya kadar mağdurun affetme hak-kının bulunduğunu benimsemişlerdir. Zina iftirası suçunu işleyen kimseye ceza olarak seksen celde(sopa) vurulması öngörülmüştür(Nûr 24/4). Ayrıca zina iftirası suçunu işleyen kimsenin, çoğunluğa göre tevbe edinceye kadar, Hanefîlere göre ise tevbe etse bile ebedî olarak şâhitliği kabul edilmez.

 

İçki İçme (şürb-sükr) Suçu ve Cezası

 

     ►İslam’da sarhoşluk veren tüm içecekler haram kılınmış, bunların içilmesine cezaî yaptırım bağlanmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de geçen hamr kelimesini Hanefîler şarap, çoğun-luk ise sarhoşluk veren her türlü içki biçiminde anlamaktadır. Bu itibarla Hanefîlerin yakla-şımı ile çoğunluk doktrinleri arasında içki içme suçunun tanımı hususunda farklılık açığa çıkmıştır. Hanefîler içki içme suçunu şarap içme (şürb) ve sarhoşluk suçu (sükr) olmak üzere iki kısımda tanımlamaktadırlar. Şarabın(hamr) Kur’ân-ı Kerîm’de doğrudan yasaklanması(Mâide 5/90-91) nedeniyle Hanefîler, ondan az ya da çok içilmesini içki içme (şürb) suçunun olu-şumu için yeterli görmektedirler.

 

     ►Hanefîlere göre diğer içki türleri bakımından içki içme (sükr) suçu, ancak onların sarhoşluk verecek ölçüde alınmasıyla işlenmiş sayılır. Bu ayırım yalnızca ceza hukuku açısından geçerli olup, şarap dışındaki içkilerin az ya da çok içilmesi Hanefîlere göre de haramdır. Çoğunluk ise şarap da dâhil, tüm sarhoşluk veren içkilerden az ya da çok içilmesiyle içki içme(şürb) suçunun oluştuğu kanaatindedir.

 

Cezası:

 

     ►İçki içmenin had mi yoksa ta’zîr suçu mu kabul edileceği İslam ceza hukuku doktrininde tartışmalıdır. Benzer şekilde cezasının kırk celde (sopa) mi yoksa seksen celde mi olduğu hususunda da görüş ayrılığı bulunmaktadır. İçki içme suçunun cezasını kırk celde kabul edenler (Şâfiî hukukçular) Hz. Peygamber’den gelen rivayetlere, seksen celde kabul edenler (Hanefî, Mâlîkî ve Hanbelî hukukçular) de Hz. Ömer zamanında gerçekleşen sahâbe icmâına dayanmaktadırlar.

 

      NOT: İçki içmenin Haramlığı Kur’an ve sünnet ile,cezası ise sadece sünnet ile verilmiş olmaktadır.

 

Hırsızlık (Sirkat) Suçu ve Cezası

 

     ►Hırsızlık suçu, koruma(hırz) altında bulunan başkasına ait belli değerde bir malın sahiplenilmek amacıyla gizlice alınması demektir. Buna göre hırsızlık suçunun meydana gelmesi için çalınan şeyin mal niteliği taşıması ve belli değerde olması gerekmektedir. Bir diğer unsur, malın başkasına ait olmasıdır. Malın bir kısmının suçu işleyen kimseye ait olması ya da böyle bir şüphenin bulunması had cezasını gerektiren hırsızlık suçunun oluşumuna engeldir. Malın, çalındıktan sonra hırsızın mülkiyetine geçmesi Mâlikîlere göre suçun oluşumuna etki etmez. Çoğunluk ise, çalındıktan sonra malın mülkiyetinin hırsıza intikal etmesini suçun teşekkülü bakımından bir engel kabul etmektedir. Şu kadar ki, bunun, hangi aşamadan önce olması gerektiği konusunda görüş ayrılığı bulunmaktadır. Mülkiyetin, kovuşturma başlamadan, hüküm verilmeden ya da ceza uygulanmadan önce hırsıza geçmesini esas alan hukukçular vardır.

 

     ►Ayrıca babanın çocuğunun malını çalması, kimsenin mülkiyetinde olmayan malların gizlice alınması ve devlet hazinesine ait bir malın çalınması da had cezası gerektiren hırsızlık suçunu oluşturmaz. Çünkü bunlarda hırsız açısından mülkiyet şüphesi vardır. Hırsızlık suçunun üçüncü unsuru malın gizlice alınmış olmasıdır. Bu unsur, hırsızlığı gasptan, âriyet (ödünç) veya vedia (emanet) olarak alınan malın iade edilmemesi fiillerinden ayırmaktadır. Hırsızlık suçunun dördüncü bir unsuru ise, çalınan malın koruma(hırz) altında bulunmasıdır. Malın koruma altında olması, sahibinin izni olmadan girilemeyen bir yerde bulunması anlamındadır. Hırsızlık suçunda kul hakkının ihlâli de söz konusu olduğu için hukukçuların bazıları kovuşturma için şikâyeti şart koşmaktadırlar. Diğerleri ise hırsızlığın bir had suçu olmasını gerekçe göstererek kovuşturulmasının şikâyete bağlı olmadığını benimsemişlerdir. Hırsızlık suçunun cezası, sağ elin bilekten kesilmesi biçimindedir(Mâide 5/38).

 

Yol Kesme (Hırâbe/Kat’-i Tarîk) Suçu ve Cezası

 

     ►Yol kesme suçu, kişi veya kişilerin silah veya kuvvet kullanarak yerleşim yerlerinde veya yerleşim yerleri dışında insanları korkutma, öldürme, mallarını alma (soygun ve yağma) ya da yol kesme biçiminde açığa çıkan suçtur. Buna göre yol kesme suçu, insanların can ve mal güvenliklerini ihlâl eden bir suçtur. Ebû Hanîfe başta olmak üzere bir kısım hukukçular yol kesme suçunun yalnızca yerleşim yerleri dışında, şehirlerarası yollarda işlenebileceği kanaatindedirler. Diğer İslam hukukçuları ise, yol kesme suçunun hem yerleşim yerlerinde hem de yerleşim yerleri dışında işlenebileceğini benimsemişlerdir. Yol kesme suçu, ancak silah ya da kuvvet kullanılarak yapılabilir. Bu unsur onu, hırsızlık suçundan ayırmaktadır. Çoğunluğa göre yol kesme suçunun fâili hem erkekler hem de kadınlar olabilir. Suçun yalnızca erkekler tarafından işlenebileceğini ileri süren bir azınlık görüşü de vardır. Yol kesme suçunun cezası, işlenen suçun ağırlığına göre belirlenmektedir. Yol kesme suçu öldürme ve mal alma olmaksızın yalnızca insanların korkutulması, yalnızca mal alma, yalnızca adam öldürme ya da hem mal alma hem de adam öldürme biçimlerinde teşekkül edebilir.

 

     ►Kur’ân-ı Kerîm’de yol kesme suçu için ölüm, asılma (salb), el ve ayağın çaprazlama kesilmesi ve sürgün cezaları öngörülmüştür (Mâide 5/33). Mâlikîlerle diğer bazı hukukçular, suçun ve suçluların durumuna göre hâkimin dört tür ceza arasından birini verme hususunda takdir yetkisinin bulunduğu görüşündedirler. Çoğunluk ise hâkime takdir yetkisi tanıma-maktadır. Hâkim, suçun ağırlığına göre belirlenmiş cezayı vermek zorundadır. Şöyle ki, yol kesme suçu işlenirken adam öldürülürse ölüm, öldürme yanında öldürülenin malı da alınırsa asılma cezası verilir. Yalnızca mal alınırsa sağ el ile sol ayak bilekten çaprazlama kesilir. Sırf yol kesilip insanların korkutulması halinde ise sürgün cezası uygulanır. Yol kesme suçunu işleyenler yakalanmadan önce tevbe ederlerse, söz konusu cezalar düşer (Mâide 5/34). Ancak kul haklarına yönelik talepler saklıdır. Alınan malların iadesi ya da tazmini gerektiği gibi, adam öldürülmesi durumunda da kısâs ya da diyet talep edilebilir.

 

İsyan (Bağy) Suçu ve Cezası

 

     ►İsyan suçu, silah gücüne sahip bir topluluğun meşru devlet başkanına karşı, kendilerince geçerli bir sebebi öne sürerek, onu devirmek amacıyla ayaklanmaları biçiminde tanımlanabilir.

 

1-İsyan suçunun unsurlarından biri isyanın meşru devlet başkanına karşı yapılmış olmasıdır. İslam hukukçuları meşruiyetini kaybeden devlet başkanını devirmek için silahlı isyanın gerekip gerekmediği (vâcib olup olmadığı) konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Bununla birlikte, meşruiyetini kaybeden devlet başkanına karşı gerçekleşen ayaklanmaları isyan suçu kapsamında görmemektedirler.

2-İsyan suçunun ikinci unsuru, suçun silah gücüne sahip bir topluluk tarafından işlenmiş olmasıdır. Ayaklanma sırasında silaha dayalı kuvvet kullanılmazsa, isyan suçu oluşmaz. Ayrıca isyan ancak topluluk tarafından işlenebilen bir suçtur.

3-Üçüncü bir unsur ise, isyancıların kendilerince haklı bir gerekçe (te’vîl) ileri sürerek isyan etmiş olmalarıdır. Mesela zulüm ve haksızlığı gidermek ya da devlet başkanının fâsık olduğunu ileri sürerek isyan etmek gibi. İsyancıların kendilerince haklı bir gerekçeye da-yanmayan ayaklanmaları, kimi hukukçulara göre isyan değil, yol kesme suçunu oluşturur.

 

Cezası:

 

     ►İsyan suçunun cezasına gelince, isyanın bir parçası olmayan ve isyan nedeniyle işlenmemiş olan hırsızlık, içki içme, zina gibi suçlar âdî suçlar gibi cezalandırılır. İsyan esnasında, isyan halinin bir gereği olarak işlenen devletin askerlerini öldürmek, bölgeleri işgal etmek, halkın malına mülküne el koymak, vergi toplamak gibi suçlar ise ayrı ayrı cezalandırılmayıp, bir bütün olarak isyan suçunu teşkil eder. İsyan suçunu işleyenlerle savaşılır ve onlar savaş esnasında öldürülebilir. Hukukçuların çoğunluğuna göre isyancılar, ancak ayaklandıkları zaman onlarla savaşılabilir. Hanefîlerden bazıları, henüz ayaklanmamış bile olsalar, bir yerde toplanıp hazırlık yapmalarını onlarla savaşılması için yeterli görmektedirler. Yaralılar öldürülmez. Kadınlar ve çocuklar esir alınmaz. Malları ganimet değildir. İsyan bastırıldıktan sonra hukukçuların çoğunluğuna göre devlet başkanı suçluları ölüm cezası dışında bir ta’zîr cezası ile cezalandırabilir.

 

Dinden Dönme (İrtidâd) Suçu ve Cezası

 

     ►Dinden dönme, bir Müslümanın dinini terk etmesi demektir. Dinden dönme suçunda bir kimsenin İslam’dan çıkması asıl olup, başka bir dine girip girmemesinin önemi yoktur. İslam hukukçularının çoğunluğu

 

1-Hz. Peygamber’in “Kim dinini değiştirirse onu öldürün”(el-Buhârî, Cihâd 149) biçimindeki sözüne dayanarak, kadın ya da erkek olsun İslam’ı terk eden her bir kimseye ölüm cezası verileceği kanaatindedirler.

2- Hanefî hukukçular ise dinden dönme suçunu bir had suçu değil, savaş suçu olarak gördüklerinden yalnızca dinden dönme suçunu işleyen erkeklerin öldürüleceğini, kadınların ise tevbe edip dine dönünceye kadar hapsedileceğini benimsemişlerdir. Hanefîlere göre kadınların, erkeklerin aksine, savaşma yetenekleri bulunmamaktadır. Ceza uygulanmadan önce suç işleyen kişi tevbe edip İslam’a dönmeye davet edilir, İslam’a ilişkin şüphe ve itirazları açıklanıp giderilmeye çalışılır.

 

Kısâs Suçları ve Cezaları

 

     ►Kısâs suçları ve cezaları İslam hukuku kaynaklarında genellikle cinâyât başlıklı bölümde incelenir. Kısâs suçları cana ve vücut bütünlüğüne yönelik suçlardır. Bu itibarla kısâs suçları adam öldürme ve müessir fiiller olarak iki kısımda ele alınmalıdır.

 

Adam Öldürme

 

     ►İslam ceza hukukunda adam öldürme suçu, kusur açısından gelişmiş bir tasnife tâbi tutulmuştur. Hanefî hukukçular adam öldürme suçunu, kasıt (amd), kasıt benzeri (şibh-i amd), hata, hata benzeri (mâ cerâ mecrâ’l-hata’) ve sebebiyet verme (tesebbüb) yoluyla adam öldürme biçiminde beş kısma ayırarak incelemişlerdir. Şâfiî ve Hanbelîler adam öldürme suçunu kasıt, kasıt benzeri ve hata ile adam öldürme biçiminde üçlü; Mâlikîler ise, kasıt ve hata ile adam öldürme olmak üzere ikili bir tasnif içinde ele almışlardır.

 

1-Kasıtla adam öldürme (amden katl) suçunun cezası kısâstır(Bakara 2/178-179; İsrâ 17/33). Kısâs, suçlunun öldürülmesi (idam edilmesi) demektir. Kısâs suçları kul haklarına yönelik suçlar olduğu için öldürülen kimsenin (maktûl) yakınları (evliyâu’d-dem/mirasçılar) isterlerse kâtili diyet karşılığı ya da karşılıksız olarak affedebilirler(Bakara 2/178). Kasıtla adam öldürme suçlarında diyet bedelî bir yaptırımdır. Öldürülen kimsenin yakınlarından biri bile, kısâs talep etme hakkından vazgeçerse, kâtile kısâs uygulanamaz. Hanefîlere göre kâtil ve öldürülen kimse arasında Müslüman-zimmî, kadın-erkek ya da hür-köle ayırımı kısâs uygulaması bakımından bir farklılık oluşturmaz. Mesela bir müslüman bir zimmîyi öldürürse, ona karşılık kısâs edilir. Çoğunluk ise, gayr-i müslim karşılığında müslüman ve köle karşılığında da hür kimsenin kısâs edilmesini denklik bulunmadığı gerekçesiyle kabul etmemiştir.

 

2-Kasıtla adam öldürme dışında kalan adam öldürme suçlarının hiçbirinde kısâs cezası uygulanmaz(Nisâ 4/92). Bu suçlarda aslî yaptırım diyettir. Diyet, ceza değil, öldürülen kimsenin yakınlarına ödendiği için tazminat niteliğindedir. Kasıt benzeri ile adam öldürmede diyet daha ağırdır. Diyetin tek başına kâtil ya da âkılesi tarafından mı ödeneceği meselesi adam öldürme suçunun kasıtla işlenip işlenmemesine göre değişmektedir. Âkıle, daha önce ifade ettiğimiz üzere, kâtilin belli erkek akrabasından oluşan topluluk demektir. Hz. Ömer zama-nında aynı divana kayıtlı kimseler birbirinin âkılesi sayılmıştır. Devlet hazinesi, âkılenin bulunmadığı durumlarda aynı işlevi üstlenmektedir.

 

3-Kasten adam öldürme suçunda kâtil, diyeti tek başına ödemekle yükümlüdür. Mâlikî hukukçular kasıt benzeri adam öldürme suçunda da diyetin kâtil tarafından ödenmesi gerektiği görüşündedirler.

 

4-Kısâs cezasının bulunmadığı ya da uygulanmadığı adam öldürme suçlarında diyetin yanı sıra, devletin ta’zîr cezası uygulama yetkisi bulunmaktadır. Ta’zîr, bedelî bir cezadır. Ancak kasıt ve kasıt benzeri dışında kalan adam öldürme suçlarında, diyet ödenmesi durumunda ayrıca ta’zîr cezası verilmeyeceği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.

 

5-Kâtilin kasten adam öldürme dışında kalan adam öldürme suçlarında dinî bir ceza ola-rak keffâret ödemesi de gerekmektedir. Keffâret, mü’min bir köle azat etmek ya da imkân bulunmuyorsa iki ay oruç tutmaktır (Nisâ 4/92). Şâfiî hukukçulara göre, kasten adam öldürme suçunda da keffâret ödenir. Mâlikî hukukçular ise kasıt benzeri ile adam öldürmede çoğunluktan farklı olarak keffâreti gerekli görmezler. Hanefîler de sebebiyet yoluyla işlenen suçta keffâret ödenmeyeceği kanaatindedirler.

 

6-Adam öldürme suçlarında kâtil, ilke olarak, öldürdüğü kimsenin miras ve vasiyetinden yoksun bırakılır. Miras ve vasiyetten yoksun bırakılma, tâbi bir ceza niteliğindedir.

 

ÖRNEK SORU-1

Bir kişiye hırsızlık suçundan ötürü el kesme cezasının verilebilmesi için bazı şartlar aranmaktadır.

Aşağıdakilerden hangisi bunlardan biri değildir?

A) Çalınan şeyin mal niteliği taşıması,

B)Çalınan malın başkasına ait olması,

C)Çalınan malın gizlice alınmış olması,

D)Malın yarısının suçu işleyen kişiye ait olması,

E)Çalınan malın koruma(hırz) altında bulunması

 

ÖRNEK SORU-2

Aşağıdaki suçlardan hangisinin ceza-sı Sünnet ile belirlenmiştir?

A)Zina iftirası(Kazf)               B)İrtidat

C)Hırsızlık                               D)Yol kesme

E)Adam öldürme

 

NOT

KİTAPLARIMIZ HAKKINDA DAHA AYRINTILI BİLGİLERİ YAZARLARIMIZA SORABİLİRSİNİZ.

Hasan TEKİN.0.535.820.33.32                     Sabri BENLİ.0.531.471.17.1

 

 

Ad Soyad

Mesajınız


Telefon
E - Posta Adresiniz